Categories
Archives

You are currently browsing the Dünyamızı Koruyalım blog archives for Ağustos, 2009.

Search

Archive for Ağustos, 2009

Sıcak çayla doldurulmuş plastik bardaklar tehlike saçıyor! Su damacanalarından, alüminyum folyoya birçok ambalaj yiyip içtiklerimize geçiyor. Dr. Memduh Sami Taner günlük hayatımıza “sızan” kimyasalları anlattı.

Ege Üniversitesi’nden radyokimyager ve radyofarmasist Dr. Memduh Sami Taner günlük hayatımızda yaygın olarak kullandığımız bazı ambalaj malzemelerinin tehlikelerine dikkat çekiyor. Dr. Taner’e göre, içindeki yiyecekle tepkimeye girmeyen, hiçbir kimyasal madde sızdırmayan “cam ambalajlar” tercih edilmeli.

Read the rest of this entry »

tap_logoT.C. Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından atık pillerin ayrı toplanması, taşınması, depolanması ve bertarafında yetkilendirilmiş tek kuruluş olan TAP Derneği Türkiye genelinde 2004 yılından beri çalışmalarını sürdürüyor.

Ülkemizde taşınabilir pil sektörünün gelişmesi, büyümesi ve ekolojik dengenin bozulmasını önlemek amacıyla, Türkiye genelinde atık pil toplama malzemelerinin dağıtımı, biriken atık pillerin toplanmasını, toplanan atık pillerin bertarafı işlemlerinin tamamını ücretsiz olarak gerçekleştiren TAP Derneği, çeşitli kurum ve kuruluşlar ile işbirliği yaparak kamuoyu bilinçlendirme kampanyaları yürütüyor.

http://www.tap.org.tr adresinden ulaşılabilen sitesinde ise konu ile ilgili detaylı bilgiler, duyurular yapılmakta. Ayrıca siteden bulunduğunuz yere en yakın toplama noktalarına ulaşabiliyor ve form doldurarak toplama kutuları isteyebiliyorsunuz.

Lütfen işyerlerimize bu kutulardan isteyerek, çalışma arkadaşlarımızı kullanılmış pillerini toplayıp bu kutulara atmaları yönünde teşvik edelim.

Atık Yağ2001 yılından bu yana atık yağları toplayarak biyodizel üreten Mustafa Ezici, Meclis’te bekleyen yenilenebilir enerjiyle ilgili yasa kabul edilirse atık yağlardan elektrik üretmeye de hazırlanıyor. Biyodizelcilerin en büyük sorunu ise denetim yetersizliği yüzünden atık yağları toplayamamak.

Özgür Gürbüz-Gazete Habertürk / 19 Haziran 2009

Türkiye’de yılda 1,5 milyon ton bitkisel yağ tüketiliyor. Her yıl 350 bin ton atık yağ çıkıyor. Yasal düzenlemelere rağmen 350 bin ton atığın sadece 6 bin 300 tonu geri toplanabiliyor. Geri kalan 340 bin tonun üzerindeki kullanılmış yağlar, lavabolardan kanalizasyona ve dolayısıyla denize dökülüyor. Türkiye çapında dokuz firma, atık yağları toplamak için bakanlıktan lisans almış ve yatırım yapmış durumda ancak çevre bilincinin zayıf olması ve denetim eksikliği yatırımcıları kara kara düşündürüyor. Sektörün öncülerinden Ezici Biyodizel’in Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Ezici, 14 milyon TL’lik yatırım yaptığını ancak 60 araç ve 90 kişiden oluşan filoya rağmen ayda toplayabildikleri atık miktarının 350 tonda kaldığından yakınıyor. Ayda 5 bin ton atık toplayabilecek kapasiteye sahip olduklarını söyleyen Ezici, “Denizler kirlendiğinde milyonlar harcasanız da temizleyemezsiniz. Antalya’da mavi bayraklı oteller gece atık yağları denize bırakıyor. Sadece İstanbul’da bizle anlaşması olan 6 bin 600 işletme var ama 1800’ünden yağ toplayamıyoruz. Yasal düzenleme var ama denetimler yetersiz kalıyor” diyor.

250 yataklı otelden 50 kilogram yağ
Antalya’da 250 yataklı iki otelin birinden haftada 1 ton diğerinden 50 kilogram atık yağ topladıklarını anlatan Ezici, aradaki farkın denize gittiğine ve bunun da büyük çevre sorunları yarattığına dikkat çekiyor. Atık yağ toplayan firmalar, topladıkları yağ için ücret almıyor ancak denetim olmayınca herkes yağları lavaboya dökmeyi tercih ediyor. Mustafa Ezici, “Türkiye’de 17,5 milyon hane var. Buralardaki yağlar da toplanmıyor. Halbuki, 444 28 45 numaralı “Alo Atık” hattını kurduk. Özellikle İstanbul’da evinde 5 litre atık yağ biriktirenlerin kapısına kadar gelip alıyoruz ama bu rakam günde 10 evi geçmiyor” diye yakınıyor.

Atık yağdan elektrik
TBMM’de gündemde olan Yenilenebilir Enerji Kanunu geçerse atık yağları yakarak elektrik elde edecek bir tesis de kurmaya hazırlanan Ezici, 3,8 megavat kurulu gücündeki santral sayesinde 20 bin kişinin elektriğini karşılamayı, çıkan buharla da Dilovası Organize Sanayi’deki işyerlerinin ısıtmasını sağlamayı planlıyor. Tüm bu planların gerçekleşmesi, denetimlerin arttırılmasına ve insanların çevre için evlerinde kullandıkları yağları bir şişede toplamasına bağlı.

***
Yıllara göre Türkiye’de toplanan atık yağ miktarı (Ton)

YIL Miktar
2005 1858
2006 1700
2007 2852
2008 6300

Çevre için biraz fedakarlık yapın!
Evinizde kullandığınız yağları herhangi bir şişede toplamanız ve 5 litre olunca “Alo Atık” hattı, 444 28 45’i aramanız yeterli.

Kaynak: http://ozgurgurbuz.blogspot.com/2009/06/atk-yaglar-denize-doken-mavi-bayrakl.html

EcofontHayatımızın her alanında sevgili dünyamızı korumaya devam ediyoruz. Bunu gerçekten istedikten sonra yapılabilecek şeyler sınırsız. İşte bir örnek daha; Ecofont!

Evimizde, işyerlerimizde yazıcı çıktısı aldığımız dökümanlarda bu fontu kullanarak daha az mürekkep harcıyoruz. Hem de okunurluktan birşey kaybetmeden! Daha az toner, kartuş kullanmanın getireceği ekonomik kazanç yanında kaynaklarımızı daha az tüketme anlamında bir nebze daha adım atmış olmakta cabası.

Ecofont’u http://www.ecofont.eu/downloads_en.html adresinden indirebilirsiniz. Windows, MacOsX ve Linux işletim sistemlerinde çalışabiliyor. Ayrıca fontun indirme sayfasında bütün işletim sistemleri için nasıl yükleneceği de anlatılmış.

Bu fonta Düygü’nün biyolokum blogundaki hararetli bir yazısında rastladım. Farkındalıklarımı arttırdıkları için Koray’a, Duygu’ya, Meren’e ve Nazım’a çok teşekkürler.

Şimdiye dek hep televizyonda, beyazcamın ardından görmüş, izlemiştim orman yangınlarını. Ekrandaki görüntüler asabımı bozardı ve “eğer” derdim içimden “bu yangına neden olan şey birilerinin izmaritiyse ya da daha kötüsü biri tutup tarla açmak, arazi kazanmak için kasten yaktıysa bu güzelim ağaçları, tez zamanda cezasını bulur umarım, devlet ceza vermese bile hayatın içinden olumsuz birşeyler çıkar karşısına yaktığı her dalın, her ağacın diyeti olarak”.

Bu yıl Bodrum’daki orman yangınlarına bizzat şahit oldum. Havadaki tüm isi ve pisliğiyle o masmavi gökyüzünü karartan dumanları gördüm, ardından da yangın tam solumdaki tepede ve yolun sadece birkaç metre yukarısında bütün çıplaklığı ve gerçekliğiyle alev alev çıktı karşıma. Hayatımda ilk kez bir orman yangınına bu derece yakındım ve o an içimde bir şeylerin sızladığını hissettim. Birkaç metre daha ilerleyince yangının karayolunun hemen yanına kadar uzandığını gösteren, çıplak ve kavrulmuş ağaç gövdelerinin bulunduğu yere geldik, manzara öyle kötü ve moral bozucuydu ki…

Ormanlar insanoğlunun en önemli servetlerinden biri. Açık yeşilden koyu yeşile ve hatta mevsime göre sarıdan kahverengiye kadar uzanan çeşit çeşit elbiseler giymiş yüzlerce ağacın oluşturduğu, görünümüyle gözümüzü dinlendirip ruhumuzu okşayan, işleviyle havamızı temizleyip bize oksijen veren ve yağmurları çekerek topraklarımızı kuraklıktan koruyan, değeri trilyonlarla ifade edilemeyecek mükemmel bir ordu. Ormanların yurdumuzu kapladığı büyüklükte bir alanı kaplayacak ve bütün bu işlevleri yerine getirecek bir sistem kurmaya kalksak buna devletin bütçesi yetmez herhalde. Oysa yaradan bize bu sistemi bedava vermiş ve belki de bedava olduğu için, belki de ormansız kalınca nasıl susuz ve çıplak kalacağımızın ormansız kalana kadar farkında olmadığımız için böylesine düşünmeden, böylesine bencilce yakıyor ve bu afeti önlemek için yapılması gerekenler konusunda böylesine nazlı davranıyoruz.

Hayat suya, su yağmura, yağmur da ormana bağlı. Yaşamak oksijene, oksijen temiz havaya ve temiz hava da ormana bağlı. Şehirden bunalıyor, stres atmak istiyoruz ve ilk aklımıza gelen yerlerden biri, eğer yakınlarda varsa, ağaçlı piknik alanları oluyor. Otura otura geriliyor, spor yapmak istiyoruz ve yine öncelikle, ciğerlerimize bol oksijen doldurabileceğimiz ağaçlıklı alanları tercih ediyoruz.