Categories
Archives

You are currently browsing the archives for the Genel category.

Search

Archive for the ‘Genel’ Category

Dünyanın en büyük değerlerinden biri değil midir SU?

Ben bugünlerde bu çevre ve su işine biraz kafayı fazla taktım.  Haksız da değilim sanki.. Doğal kaynaklar bu kadar kötü kullanılır mı? Bu kadar heba edilir mi? Ekolojik dengenin alt üst olmasıyla hortlamıyor mu yeni yeni hastalıklar? Kene salgınları, grip vakaları?

Bu ara elime ne geçse bu konuyla ilgili iyice duyarlı oldum, çünkü tüketim toplumlarında gözlediğim en sevimsiz konu, her şeyi doğa da dahil fazlasıyla tüketmek…

Hele bir resim geçti elime aşağıda sizlerle paylaştığım gerçekten, en karamsar olduracak cinsten…

Bir damla suya ihtiyacı olan bu çocuğun yaşadıklarına bir bakın. Yani buna nasıl seyirci kalabiliyor insanlık aklım hayalim almıyor. Deliresim geliyor. Bir uçağa binip gitmek geliyor.

Dünyada dönen hasılatın %74’ü Avrupa, Amerika gibi gelişmiş ülkeler tarafından harcanırken geri kalan % 26’sının az gelişmiş ülkeler tarafından paylaşılması ne kadar adil? Hem de bir nüfus orantısı yaptığında da gelişmemiş ülkeler daha kalabalık.

Bu orantısızlık yumağı içerisinde sıkışıp kalmış insanlar için benim bireysel olarak yapabildiğim şeylerden biri Greenpeace’e aylık bir bağış yapmak.

Çorbada benim de tuzum bulunsun diyorsanız www.greenpeace.org linkinden sizde bağışta bulunabilirsiniz. Acaba Red Cross’a mı katılsam? Keşke doktor olsaydım. Çok özeniyorum bu tip insani görevler peşinde zaman harcayan ve yaşam şeklini oluşturmuş insanlara.

Eminim bu yazıyı okuyan birçok kişi de kendi çapında bir şeyler yapıyordur veya yapmayı planlıyordur. İşten, çocuktan arta kalan zamanlarda veya çocuklarınızla, eşinizle ya da yanlız katılabileceğiniz birçok gönüllü programları var. Bu tip aktivitelere katılan ya da katılmayı planlayan arkadaşlarımız lütfen buraya yazsın. Bir elin nesi var iki elin sesi var. Belki ucundan tutmak isteyen birileri olabilir.

Fotoğraf sizi sarsmış olabilir ama sarsmalı da hepimizi ve bu gerçekle yüzleşmeliyiz bir an önce tamamen kuraklaşmadan, bu dünyada Allah tarafından bize sunulmuş nimetleri tamamen kaybetmeden…

Biraz farklı olmak lazım değil mi?

Geç Kalmadan Önce...

İşte insanlığın son yıllardaki büyük marifeti, artık medyamızda fazlasiyla haber olmaya başlayan ve henüz ciddiyetini kavrayamadığımız “ Küresel Isınma” . Biz kirlettik yeşil dünyayı. Ormanları yaktık, ev yapalım diye. Irmaklara bıraktık fabrikaların zehirli atıklarını ve otomobilleri çoğalttık, sonrada egzozundan çıkan gazları salıverdik gökyüzüne… 

Şimdi dünyanın ciğeri acıyor. Koca bir delik! Sonrada teşhisi koyduk “Delik Ozon Tabakası”.diye. Okyanuslar ısınıp, buzul tabakaları parçalanıyor yüreğimiz gibi. Irmaklar kuruyor damağımız gibi. Kar nedir unuttuk sevdalar gibi. Bitkiler bile şaşırdı yalancı bahardan. Kuşlar bile aptallaştı nereye göç edeceklerinden. Şarkı ile şiirlerimize konu o tatlı tatlı esen rüzgarlar artık yerini fırtınalara bıraktı. Hem de delice esip binlerce can alarak. 

Sonuç? 

İnsanlarda meydana gelen hastalıkların çoğalması ve önlenemez ölümler. Dünyamıza neler oluyor, hiç düşündünüz mü? 

Çin’in dünya ticaretindeki patlaması, AB İlişkileri, Davos ve Nairobi, konuları ile uğraşıp durduk. Sıkı durun, şimdi önümüze herkesin ciddi olarak ilgilenmesi gereken bir konu geliyor. “ISINIYORUZ” Evet dünyamız, süratle ısınma sürecine gidiyor. Bilim adamlarının son zamanlarda yaptığı toplantılarda aldığı önemli kararları dünya kamuoyuna sunuyorlar. Açıklamalarında; ”Küresel ısınmanın büyük oranda insan eliyle yapıldığını, önlemler alınmaması halinde daha az soğuk günler, daha sıcak geceler, öldüren sıcak hava dalgaları, seller ve yoğun yağışlar, yıkıcı kuraklıklar, ve kasırga ile tropikal fırtına gücünde artışların olacağını, dünya liderlerinin ise mesajlarını yanlış algılamamalarını ve sera gazları salımını azaltmaları yanı sıra, daha sıcak bir dünyaya adapte olunmasını, ayrıca, sıcaklığın iki derece artması halinde bile gezegenimizin buna uymakta çok zorlanacağını, kirlenme sonucunda buzullarının %20 sinin eridiğini, 2070 yılında ise dünyanın buzulsuz kalacağını ve kaçınılmaz olan küresel çölleşmenin artacağını, denizlerin yükselmesiyle birlikte kıyı kentlerin sular altında kalacağını söylüyorlar. Ayrıca, son beş yılda, ani iklim değişikliğinden dünyada 600 bin insanın etkilendiğini ve 18,5 milyar dolar zararın olduğunu biliyor muydunuz? 

Bunlar ne demek? 

Türkiye’nin 3 ila 3,6 derece oranında daha fazla ısınması ve özellikle güney bölgelerimizin daha fazla ısınmadan etkilenmesi yanı sıra bizlerin, susuzluğu ve bu yüzden insanların belki de gelecekte “Su” yüzünden savaşmaları demek. Türkiye, dünyada kendine suyu (şimdilik) yeten ender ülkelerden birisi. Sizce bu durum, diğer ülkeleri kıskandırmayacak mı? Gelişmiş ülkeler şu anda neyin peşindeler? Demokrasiyi yaymak adına dünyamızı hızla kirleten petrol ve çıkarları için, Ortadoğu çöllerindeler. Peki susuz kaldıklarında? Deli dana gibi suyu bol ülkelere saldıracaklar. Bunun için şimdiden her alanda güçlü olabilmenin ve ileriye dönük savunma planlarını ciddice düşünmemiz gerekecek. Gelecek nesil dediğimiz çocuklarımıza okullarda Suyun ve enerjinin nasıl tasarruflu kullanılacağını, suyun zerresinin bile kıymetli olduğunu herkese anlatmamız gerekecek. Sanırım şimdiden “ SU BAKANLIĞI”nın kurulmasının, ülkemiz menfaatleri açısından ileriye dönük olarak faydalı olacağını düşünüyorum. 

Dünyamızı daha fazla kirletmememiz için nler yapmalıyız? 

Gökyüzüne bakın. Güneşi ve aydınlığı göreceksiniz. Dünya’nın doğuşundan beri  %5 i harcanan Güneş, size gülümsüyor ve “Ey insanoğlu, ne uğraşıyorsunuz Petrolle, kömürle” diyor. Bunun için biz de, teknolojiyi öncelikle güneş enerjisi üzerine kurup, özellikle otomobil üretimlerini hızla bu teknoloji üzerine yoğunlaştırmalıyız. Bina yapımlarında projeye güneş enerjisinden yararlanacağımız sistemler dahil edilebilir. Bunların dışında, alacağımız küçük önlemlerle, Küresel Isınmayı biraz olsun frenlemiş olabiliriz. Neler mi yapabiliriz? Örneğin, ev ve iş yerlerimizde, suyu ve enerjiyi en ekonomik nasıl kullanabiliriz bunun çabası içinde olmalıyız. Gereksiz yere yanan ışıkları, elektronik cihazları kapatarak, musluklardan gereksiz akan su damlacıklarını önleyerek. Pencere yalıtımlarını sağlayarak ısı kaybının önüne geçilmesini. Otomobillerin hava ve yakıt filtrelerinin her zaman temiz olmasına özen göstererek araç klimalarının gereksinim duyulması halinde çalıştırıarak, CPC içeren spreylerin kesinlikle kullanmayıp, etiketlerinde ozon dostu yazan ürünlerin tercih ederek. 

Sözün özü, hepimiz, her alanda dünyamızın daha fazla kirlenmemesi için her türlü önlemi şimdiden almamız gerekecek. Çevremizi uyararak ve uygulayarak. Gelecek nesillere temiz bir dünya bırakmak için hep birlikte el ele… 

 

M.

2009 Dünya çevre gününde 90 ülke ile birlikte ülkemizde NTV / Yeşil Ekran’da gösterilen Home/Yuva belgeseli büyük ilgi uyandırdı.

“Çekimleri 3 yıl süren ve 54 ülkede, havadan çekilen görüntülerle inanılmaz bir görsel mesaj sunan belgeselin yönetmenliğini Yann Arthus-Berntrand üstlenirken dağıtımını Luc Besson sağlıyor.

90 ülkede, milyonlarca izleyiciyle buluşan bu görsel şölenin anlatıcılığını Glenn Close üstleniyor. Gezegenimizin geleceğini kurtarmak için hala geç değil. Ancak YUVA’nın (Home) alanında birbirinden deneyimli isimlerden oluşan ekibinin de söylediği gibi, karamsar olmak için artık çok geç!”

Kaynak ntvmsnbc: http://www.ntvmsnbc.com/id/24970290/

İzleyemeyenler için İngilizce ve Türkçe versiyonları.

Evet merhaba dünya, seni bizden bir nebze olsun koruyabilmek için burada birşeyler yapmaya çalışacağız. Umarız sadece lafta kalmaz gerçekten birşeyler başarabiliriz.

Amacımız her bir bireyi seni koruyabilmesi için bilinçlendirebilmek. Bunu yaparken değişik metodlar kullanmaya çalışacağız. Kulaktan kulağa yayılan fısıltı gazeteleri ile konuyu gündemde tutmaya çalışacağız. Bu işin belli günlere hapis kalmasını engellemek için çabalayacağız.

Sana yeniden “Merhaba Dünya” diyoruz ey sevgili dünyamız.

Saygılarımızla..