Search

Türbin

Yeryüzünde konuşlanmış Rüzgar Türbinleri mevcut rüzgar enerjisinden ancak %20-25 dolaylarında faydalanabiliyorlar. Fakat gökyüzünde 300 metreden itibaren bir rüzgar türbinimiz olsaydı bu verim ikiye katlanabilirdi. İşte bu düşünceyle yola çıkan merkezi Ottowa Kanada’da bulunan Magenn şirketi dünyanın ilk havada “yüzen” rüzgar türbinini tasarladı. Aşağıdaki resimlerde de göreceğiniz gibi protipleri bitmiş yeni nesil yenilenebilir enerji aracıyla karşı karşıyayız.

Read the rest of this entry »

PandaNesli tükenmekte olan hayvanlar, yok olma tehdidi altındaki hayvan türleridir. Bir türün tükenmekte olması demek,  sayılarının giderek azalıyor olması ve doğal ortamlarında onları tehdit eden unsurlar ortadan kaldırılmazsa yok olacakları anlamını taşır. Dünya Doğayı Koruma Birliği’nin (IUCN) iki yılda bir yayımlanan kırmızı listesinde yer alırlar.  Bir türün kırmızı listeye alınması için dünya üzerinde 50’den az yetişkin bireyin kalmış olması gereklidir. Gelin bir kac ornekle devam edelim, bugun size verecegim ilk ornek Panda…

Dev panda, Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) için ayrı bir anlam taşır, çünkü bu sevimli hayvan 1961 yılından beri vakfın sembolü. Dev panda ayrıca anavatanı olan Çin’in de milli amblemi. Siyah-beyaz kürküyle dikkat çeken dev pandaların boyu yaklaşık 1,5 metre, ağırlığı ise 100-150 kg arasındadır. Bambu ormanlarında yaşayan dev pandalar, günde 12-38 kg kadar bambu ağacı yiyerek hayatta kalır.

Dev panda Çin’in Yangtze Havzası’ndaki bambu ormanlarında yaşar. Bu havza, biyoçeşitlilik açısından dünyanın en zengin bölgelerinden biridir. Burada nesli tehlike altında olan pek çok hayvan ve bitki türü barınır. Bu açıdan Yangtze Havzası’nın mutlaka korunması gerekiyor.

Çin’deki bambu ormanlarının giderek yok olması, pandaların hayatını da tehdit ediyor. Şu anda sadece 700 tane kalan pandaların 21. yüzyılın sonunda soylarının tükenmemesi için extra çaba sarfedilmektedir. Panda avlamanın cezası Çin’de ölüme çarptırılmaktır. Bu hayvanların da habitat kaybı yüzünden sayılarının azaldığı bilinmektedir.

Diğer bir adı bambu ayısı olan pandaların ağırlığı neredeyse 120 kilo civarında. Panda gününün büyük bir bölümünü bambu yemekle geçirir. Çok sevdiği bambuyu yiyebilmek için Çin’den başka bir yere gitmediklerinden, ne yazık ki nesilleri tükenmek üzere.

Pandalar çok tembel hayvanlardır. Dişleri bambunun sert kabuklarına uygun olarak sağlam ve keskin. Beslenmek onların yaklaşık 14 saatini alıyor. Hayvanat bahçelerinde yaşayan pandalar, doğal ortamlarında yaşayan pandalara göre çok daha farklı beslenebiliyorlar.

Yemek yemediği zamanlar panda sürekli uyur. Uyumadığında ise hiç acelesi yoktur ve çok yavaş hareket eder. Düşmanları kovaladığında bile paçasını kurtarır kurtarmaz ilk gördüğü ağaca atlar ve uykusuna veya yemeğine kaldığı yerden devam eder.

Hayvanlar aleminin en şefkatli annesi pandalardır. Yeni doğan panda ancak bir fare büyüklüğünde ve 100 gr ağırlığındadır.

Bebek pandanın gözlerinin açılması 6 hafta sürer. 3 aylık olduğunda tek başına yürümeye, 5 aylık olduğunda ise koşmaya ve bambunun tadına bakmaya başlar. Bebek panda bir buçuk seneden uzun bir süre annesinin yanında kalır. Ancak bu uzun dönemin sonunda tek başına yaşamaya hazırdır.

Bu dönemle ilgili en önemli ayrıntı pandanın çok şefkatli ve sevecen bir anne olmasıdır.

Anne panda bebeğine çok düşkündür, onu kolların arasında insanların bebeklerini salladıkları gibi sallar ve sabırla emzirir. Zaten hayvanlar aleminde de yavrularına karşı en sevecen hayvan pandalardır. Pandalar yalnızlığı sever.

Bilindiği üzere bir donem yasanan susuzluk problemi uzunca bir sure Türkiye’nin Ankara’sından Edirne’sine devam etmis ve hepimizi olumsuz etkilemişti…

Bu durumdan kurtulmak için yağmur duaları , mevsim değişikliği yaratmak için yapılması düşünülen suni yağmur yağdırma , farklı uygulamalar vb. çözüm önerileri arasında yer almisti…
Olayın aslında diğer tarafından bakarsak susuzuğun bir çok nedeni yok mu?Örneğin fosil yakıtların çoğalması nedeniyle Dünya üzerinde meydana gelen mevsim değişiklikleri ( Yağmurun hiç yağmaması veya buzulların hızla erimeye başlaması gibi..),insanların suyu düşüncesizce kullanması ve bir yığın sebep….
Su tasarruflu kullanılırsa sorun bir nebze olsun çözülür.Ancak gelecek nesillerin çok iyi eğitilmesi gerekir bu konularda. Bence EKOLOJİ İlköğretim okulları 1. sınıfından itibaren ders olarak okutulmalı ve içeriğinde çevre koruma ( Doğanın korunması,suyun tasarruflu kullanıması,tüm canlıların yaşamlarını koruması için yardım edilmesi gerekliliği )uygulamalı olarak anlatılmalıdır.

M.

Şüphesiz alternatif  enerji kaynaklarından en gözde olanı güneş. Milyonlarca yıl hiç sönmeden dünyamızı ısıtan ve bir çok ekolojik dengeyi sağlayan önemli bir etken.

Gelişen teknoloji sayesinde güneş enerjisi, çok sık rağbet edilen alternatif enerji kaynaklarının başında geliyor. Bir çoğumuzun güneş pilleri ile çalışan hesap makinemiz/saatimiz mutlaka olmuştur. Aynı şeyi evimiz için neden kullanmayalım?

8KW'lık setResimde görülen sistem yaklaşık 8.5KW’lık bir güneş pili. Akü sistemi sayesinde 24 saat boyunca hizmet verebiliyor. Uygun bir kullanım ile evimizin bütün elektrik ihtiyacını karşılayacak seviyede. Fiyat olarak ise 14.000 euro civarlarında. Rakam yüksek görünse de uzun soluklu bakıldığı zaman elektrik parası ödenmeyeceği için bir nebze olsun kendini amorti edebiliyor. Ayrıca doğaya daha az zarar vermek adına illa para anlamında kazançlı bir uygulama olması da gerekmiyor.

Konu ile ilgili bazı haberler/linkler:

Bu tür bir uygulamanın güney şehirlerimizde daha efektif çalışacağı aşikar. Ama yaz dönemlerinde çok rahatlıkla İstanbul gibi yerlerde de kullanılabilir. Resmi aldığım firmanın İstanbul’da birçok bayisi olması da bunun bir göstergesi sanırım.

Bugün Teknosa’dan anahtarlı priz alabildim sonunda. Eve geldiğimde hemen TV ve yanıdaki cihazları anahtarlı prize taktım. Hem günün büyük bir bölümünde kullanılmayan bu cihazların elektriğini tamamen kesebiliyorum hem de prizler evdeki çocukların tel, şiş gibi sivri metalleri sokmalarına karşı korumalı.

Uzun zamandır aklımda olan bu işi bitirip rahatladıktan sonra güzel bir süpriz ile karşılaştım.

Teknosa Geri Dönüşümlü Poşet

Evet, Teknosa bütün poşetlerini geri dönüşümlü poşetler ile değiştirmiş! Konu ile ilgili ufak bir araştırma yaptım. Yeni başlamışlar sanırım çok fazla birşey bulamadım. Bir sitede aşağıdaki haber mevcut..

“Yeşil Teknosa projesi kapsamında dünyada ve Türkiye’de elektronik perakende sektöründe ilk defa geri dönüşümlü poşet kullanmaya başlayacaklarını ifade eden Mehmet Nane, “Yılda 10 milyon ürün satıyoruz. Bazı satışlarda çift poşet veriyoruz. Aylık poşet tüketimimiz 1 milyon civarında. Geri dönüşümlü poşetler neredeyse 2 katı daha fazla maliyetli. Ama çevreye katkı sağlamak istiyoruz. Ayrıca atık pilleri de topluyoruz” diye konuştu. Nane, Teknosa ve İklimsa’nın her ürüne bir ağaç dikme mantığıyla Muş, Mersin-Anamur ve Muğla’da orman oluşturma kampanyası başlatacağını da ekledi.” Orjinali bu linkte

Buradan Teknosa’nın atık pilleri topladığını da farkediyor ve daha da seviniyorum. Uzun bir süredir atık pil kutusu bulamadığım/yerlerini bilmediğim için biriktirdiğim bitmiş pilleri artık Teknosa’ya götürebileceğim.

Poşetlerin üzerinde ise şunlar yazıyor;

  • Bu poşet doğaya bırakıldığı zaman, 12-24 ay içerisinde mikroorganizmaların, nemin, güneş ışığının, ısının ve oksijenin bulunduğu ortamlarda parçalanıp, ASTM D 6954-04 standartlarında belirtildiği gibi biyolojik olarak çözülür.
  • Atık piller Teknosa’ya! Katkınız doğaya! Evde ve işyerlerinde uzun süre saklamayın. En yakın atık pil kutusuna atın.
  • Enerji Bakanlığ’ının enerji tasarruufunu yaygınlaştırmak için başlattığı EN-VER (Enerji Verimliliği) projesine destek veriyoruz.
  • Daha temiz bir çevre için bu torbayı defalarca kullanın.
  • Torbayı doğaya terketmeyiniz.
  • Bu torba için hiç ağaç kesilmedi.

Bu faaliyetleri için Teknosa’yı tebrik ediyorum. Özel sektördeki diğer firmaların da benzer çalışmalarını bekliyoruz.

Bildiğiniz buna benzer çalışmalar varsa lütfen bizimle paylaşın, buradan duyuralım. Hep birlikte biraz daha bilinçli olmaya doğru ilerleyelim.

Bu arada; bütün gece boyunca hiç TV açmadık ve anahtar kapalı olduğu için de hiç bir elektrik enerjisi tüketilmemiş oldu.

Dünyanın en büyük değerlerinden biri değil midir SU?

Ben bugünlerde bu çevre ve su işine biraz kafayı fazla taktım.  Haksız da değilim sanki.. Doğal kaynaklar bu kadar kötü kullanılır mı? Bu kadar heba edilir mi? Ekolojik dengenin alt üst olmasıyla hortlamıyor mu yeni yeni hastalıklar? Kene salgınları, grip vakaları?

Bu ara elime ne geçse bu konuyla ilgili iyice duyarlı oldum, çünkü tüketim toplumlarında gözlediğim en sevimsiz konu, her şeyi doğa da dahil fazlasıyla tüketmek…

Hele bir resim geçti elime aşağıda sizlerle paylaştığım gerçekten, en karamsar olduracak cinsten…

Bir damla suya ihtiyacı olan bu çocuğun yaşadıklarına bir bakın. Yani buna nasıl seyirci kalabiliyor insanlık aklım hayalim almıyor. Deliresim geliyor. Bir uçağa binip gitmek geliyor.

Dünyada dönen hasılatın %74’ü Avrupa, Amerika gibi gelişmiş ülkeler tarafından harcanırken geri kalan % 26’sının az gelişmiş ülkeler tarafından paylaşılması ne kadar adil? Hem de bir nüfus orantısı yaptığında da gelişmemiş ülkeler daha kalabalık.

Bu orantısızlık yumağı içerisinde sıkışıp kalmış insanlar için benim bireysel olarak yapabildiğim şeylerden biri Greenpeace’e aylık bir bağış yapmak.

Çorbada benim de tuzum bulunsun diyorsanız www.greenpeace.org linkinden sizde bağışta bulunabilirsiniz. Acaba Red Cross’a mı katılsam? Keşke doktor olsaydım. Çok özeniyorum bu tip insani görevler peşinde zaman harcayan ve yaşam şeklini oluşturmuş insanlara.

Eminim bu yazıyı okuyan birçok kişi de kendi çapında bir şeyler yapıyordur veya yapmayı planlıyordur. İşten, çocuktan arta kalan zamanlarda veya çocuklarınızla, eşinizle ya da yanlız katılabileceğiniz birçok gönüllü programları var. Bu tip aktivitelere katılan ya da katılmayı planlayan arkadaşlarımız lütfen buraya yazsın. Bir elin nesi var iki elin sesi var. Belki ucundan tutmak isteyen birileri olabilir.

Fotoğraf sizi sarsmış olabilir ama sarsmalı da hepimizi ve bu gerçekle yüzleşmeliyiz bir an önce tamamen kuraklaşmadan, bu dünyada Allah tarafından bize sunulmuş nimetleri tamamen kaybetmeden…

Biraz farklı olmak lazım değil mi?

Geç Kalmadan Önce...

Birkaç gündür dünyamızı korumaya kafayı oldukca fazla taktıgım icin midir nedir arkadaşlarım, eşim, dostumla çevre bilinci konusunda hararetli konuşmalar yapıyorum. Tam bir çevreci değilim, olamıyorum ama dünya için küçük de olsa bir şeyler yapmak beni mutlu kılıyor. Bu fikirlerimi ne zaman toplum içinde paylaşsam enteresan tepkilerle karşılaşıyorum.

Arkadaşlarımla konuştuğum zaman konu suya gelince, önce golf sahalarına akıtılan milyonlarca metreküp suyun devletimizce denetlenmesini ondan sonra üzerlerine düşen görevi yerine getireceklerini söylüyorlar. Kendilerini enayi gibi hissediyorlarmış. Yani çevremdeki birçok insan aslında çevreyi büyük firma ve sanayinin kirlettiğini ve bunlar denetlenip kontrol altına alınmadan hiçbir şeyin düzelmeyeceğini söylüyorlar.

Peki gerçekten bu kadar sert mi yaklaşmalı bu konuya?

Bizim de çorbada bir kaşık tuzumuz bulunamaz mı?

Dişini fırçalarken veya banyoda köpüklenirken suyu kapatmak,

Telefon şarj olmuyorken ve elektrikli aletler kullanılmazken fişten çekmek,

İçeceğin çay kadar su kaynatmak,

Evde tasarruflu ampul kullanmak,

Kullanılmış pilleri ayrı bir yere atmak,

Denize hiçbir şekilde cam, sigara izmariti atmamak,

Dönüştürülmüş ürünler kullanmak,

Evden çıkarken tüm ışıkları kapatmak (bizde alışkanlıktır evde hep biri varmış hissini vermek için bir ışık açık bırakılır.)

Çamaşır makinesinde en kısa programları seçmek,

Daha az et tüketmek, gibi gibi bir çok konuda harekete geçmek çok mu zor?

Ya da bunları yapmak için önce devletin mi bir şeyler yapması gerekiyor?

Birey olarak devletten önce harekete geçmek ve çocuklarımızı da bu zihniyette yetiştirmek bence o kadar da zor değil. Rahatsız olmaya da gerek yok. Belki bu zihniyette yetiştireceğimiz çocuklar bir gün milletvekili olur ve harekete geçer, neden olmasin?

Bu arada çevre konusunda modacılar ve tasarımcılar ne yapıyor? Kendilerine düşen görevi yerine getirenler gerçekten de çok yaratıcı oluyorlar. Amerika ve Avrupa’da bu iş bir sektör olmuş durumda. İnsanlar eskiyi yeniye dönüştüren milyonlarca şey üretiyorlar. Bizim ülkemiz bu konuda bayağı geri kalmış durumda. Bakın size benden bir tüyo!

Eğer kendi işinizi yapmak istiyorsanız bu alanda Türkiye’de neler yapılabilir bir bakın derim. Ben bayılıyorum ve çevreci ürünleri kullanmak için çabalıyorum. Ancak bu ülkemizde biraz zor. http://www.earthlovershopping.com sitesini bir ziyaret edin. Hoşunuza gidecek şeyler olabilir. Babalar gunu icin bile ozel kose acip, donusumlu urunler yapmislar, yapmis iste adamlar! Belki siz de yaratıcılığınızı kullanıp kendinize ve çevrenizdekilere hediyeler yapabilirsiniz.

Neden olmasin?

M.

Artık bir çok kurum ve kuruluş e-Fatura’ya geçiyor. Faturalarımızı, makbuzlarımızı, kredi kartı ekstrelerimizi, kısacası alabileceğimiz her türlü dökümanı elektronik ortamda alalım ve artık daha fazla kağıt için ağaçların yok olmasının önüne geçelim.

Türk Telekom’un e-Fatura kampanyasında 4 ay gibi kısa bir sürede 25 bin ağaç dikilmiş. Birçok banka e-ekstre’ye geçişte çeşitli hediyeler veriyor. Bu sayede hem tonlarca kağıt tasarrufu yapmış olacağız hem de çevrenin-dünyamızın korunmasına katkımız olacak.

Lütfen bu uygulamaya geçmemiş ekstrelerimiz, faturalarımız varsa biraz araştırıp gerekli işlemleri yapalım.

Evdeki bozuk CD’leri geri dönüştürmenin bir yolu var mı?

Exitcom Recyling şirketi Fizik Yüksek Uzmanı Esra Eken, CD’lerin geri dönüşümünün Türkiye’de de mümkün olduğunu söylüyor. Eken “CD’lerinizi biriktirin, elektronik atık şirketlerine yollayın. Biriktirdiğiniz CD’lerin sayısı 100’ü geçerse şirketler evinize gelip alıyor” diyor.

Kaynak NTVMSNBC: http://www.ntvmsnbc.com/id/24933730/

İşte insanlığın son yıllardaki büyük marifeti, artık medyamızda fazlasiyla haber olmaya başlayan ve henüz ciddiyetini kavrayamadığımız “ Küresel Isınma” . Biz kirlettik yeşil dünyayı. Ormanları yaktık, ev yapalım diye. Irmaklara bıraktık fabrikaların zehirli atıklarını ve otomobilleri çoğalttık, sonrada egzozundan çıkan gazları salıverdik gökyüzüne… 

Şimdi dünyanın ciğeri acıyor. Koca bir delik! Sonrada teşhisi koyduk “Delik Ozon Tabakası”.diye. Okyanuslar ısınıp, buzul tabakaları parçalanıyor yüreğimiz gibi. Irmaklar kuruyor damağımız gibi. Kar nedir unuttuk sevdalar gibi. Bitkiler bile şaşırdı yalancı bahardan. Kuşlar bile aptallaştı nereye göç edeceklerinden. Şarkı ile şiirlerimize konu o tatlı tatlı esen rüzgarlar artık yerini fırtınalara bıraktı. Hem de delice esip binlerce can alarak. 

Sonuç? 

İnsanlarda meydana gelen hastalıkların çoğalması ve önlenemez ölümler. Dünyamıza neler oluyor, hiç düşündünüz mü? 

Çin’in dünya ticaretindeki patlaması, AB İlişkileri, Davos ve Nairobi, konuları ile uğraşıp durduk. Sıkı durun, şimdi önümüze herkesin ciddi olarak ilgilenmesi gereken bir konu geliyor. “ISINIYORUZ” Evet dünyamız, süratle ısınma sürecine gidiyor. Bilim adamlarının son zamanlarda yaptığı toplantılarda aldığı önemli kararları dünya kamuoyuna sunuyorlar. Açıklamalarında; ”Küresel ısınmanın büyük oranda insan eliyle yapıldığını, önlemler alınmaması halinde daha az soğuk günler, daha sıcak geceler, öldüren sıcak hava dalgaları, seller ve yoğun yağışlar, yıkıcı kuraklıklar, ve kasırga ile tropikal fırtına gücünde artışların olacağını, dünya liderlerinin ise mesajlarını yanlış algılamamalarını ve sera gazları salımını azaltmaları yanı sıra, daha sıcak bir dünyaya adapte olunmasını, ayrıca, sıcaklığın iki derece artması halinde bile gezegenimizin buna uymakta çok zorlanacağını, kirlenme sonucunda buzullarının %20 sinin eridiğini, 2070 yılında ise dünyanın buzulsuz kalacağını ve kaçınılmaz olan küresel çölleşmenin artacağını, denizlerin yükselmesiyle birlikte kıyı kentlerin sular altında kalacağını söylüyorlar. Ayrıca, son beş yılda, ani iklim değişikliğinden dünyada 600 bin insanın etkilendiğini ve 18,5 milyar dolar zararın olduğunu biliyor muydunuz? 

Bunlar ne demek? 

Türkiye’nin 3 ila 3,6 derece oranında daha fazla ısınması ve özellikle güney bölgelerimizin daha fazla ısınmadan etkilenmesi yanı sıra bizlerin, susuzluğu ve bu yüzden insanların belki de gelecekte “Su” yüzünden savaşmaları demek. Türkiye, dünyada kendine suyu (şimdilik) yeten ender ülkelerden birisi. Sizce bu durum, diğer ülkeleri kıskandırmayacak mı? Gelişmiş ülkeler şu anda neyin peşindeler? Demokrasiyi yaymak adına dünyamızı hızla kirleten petrol ve çıkarları için, Ortadoğu çöllerindeler. Peki susuz kaldıklarında? Deli dana gibi suyu bol ülkelere saldıracaklar. Bunun için şimdiden her alanda güçlü olabilmenin ve ileriye dönük savunma planlarını ciddice düşünmemiz gerekecek. Gelecek nesil dediğimiz çocuklarımıza okullarda Suyun ve enerjinin nasıl tasarruflu kullanılacağını, suyun zerresinin bile kıymetli olduğunu herkese anlatmamız gerekecek. Sanırım şimdiden “ SU BAKANLIĞI”nın kurulmasının, ülkemiz menfaatleri açısından ileriye dönük olarak faydalı olacağını düşünüyorum. 

Dünyamızı daha fazla kirletmememiz için nler yapmalıyız? 

Gökyüzüne bakın. Güneşi ve aydınlığı göreceksiniz. Dünya’nın doğuşundan beri  %5 i harcanan Güneş, size gülümsüyor ve “Ey insanoğlu, ne uğraşıyorsunuz Petrolle, kömürle” diyor. Bunun için biz de, teknolojiyi öncelikle güneş enerjisi üzerine kurup, özellikle otomobil üretimlerini hızla bu teknoloji üzerine yoğunlaştırmalıyız. Bina yapımlarında projeye güneş enerjisinden yararlanacağımız sistemler dahil edilebilir. Bunların dışında, alacağımız küçük önlemlerle, Küresel Isınmayı biraz olsun frenlemiş olabiliriz. Neler mi yapabiliriz? Örneğin, ev ve iş yerlerimizde, suyu ve enerjiyi en ekonomik nasıl kullanabiliriz bunun çabası içinde olmalıyız. Gereksiz yere yanan ışıkları, elektronik cihazları kapatarak, musluklardan gereksiz akan su damlacıklarını önleyerek. Pencere yalıtımlarını sağlayarak ısı kaybının önüne geçilmesini. Otomobillerin hava ve yakıt filtrelerinin her zaman temiz olmasına özen göstererek araç klimalarının gereksinim duyulması halinde çalıştırıarak, CPC içeren spreylerin kesinlikle kullanmayıp, etiketlerinde ozon dostu yazan ürünlerin tercih ederek. 

Sözün özü, hepimiz, her alanda dünyamızın daha fazla kirlenmemesi için her türlü önlemi şimdiden almamız gerekecek. Çevremizi uyararak ve uygulayarak. Gelecek nesillere temiz bir dünya bırakmak için hep birlikte el ele… 

 

M.